İnsan, hayatı boyunca hep bir arayış içindedir. Kimi mutluluğu parada arar, kimi makamda, kimi sevgide, kimi de alkışlarda… Fakat ne kadar sahip olursa olsun, insanın içinde bazen tarif edemediği bir eksiklik kalır. Çünkü kalbin ihtiyacı sadece dünya değildir. Ruhun da doyurulması gerekir.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’nde şöyle buyuruyor:
“Onlar, iman edip kalpleri Allah’ı anmakla tatmin bulanlardır. Evet, yalnızca Allah’ı anmakla kalpler tatmin bulur.”
Ne kadar derin, ne kadar anlamlı bir ayet… Bugün modern çağın insanı her şeye sahip olmaya çalışırken aslında en çok huzuru kaybediyor. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan, teknolojinin ortasında mutsuzlaşan bir insanlık görüyoruz. Çünkü kalp, yaratıldığı özü unutunca yoruluyor.
İnsan bazen gecenin bir vaktinde sessizce gökyüzüne bakarken anlıyor aslında ne kadar aciz olduğunu… İşte o anlarda edilen bir dua, samimiyetle açılan eller, gözlerden süzülen birkaç damla yaş; insanın ruhunu hafifleten en büyük ilaç oluyor.
Allah’ı anmak sadece dil ile zikir çekmek değildir. O’na güvenmek, O’na sığınmak, sabretmek, şükretmek ve her durumda “Rabbim benimle” diyebilmektir. İnsan kalbi ancak o zaman dinginleşir. Çünkü dünya geçicidir; makam da servet de güzellik de bir gün yok olur. Ama Allah’a olan bağlılık, insana hem bu dünyada hem ahirette huzur verir.
Bugün yaşadığımız sıkıntıların, stresin ve manevi boşlukların en büyük sebebi; ruhumuzu ihmal etmemizdir. Kalplerimizi dünyanın yüküyle doldururken, Rabbimizi anmayı bazen erteliyoruz. Oysa huzur, çok uzağımızda değil… Belki bir secdede, belki içten edilen bir duada, belki de samimiyetle söylenen “Allah’ım bana yardım et” cümlesindedir.
Unutmayalım ki; insanın gerçek zenginliği malı değil, huzurlu bir kalbe sahip olmasıdır. Ve o huzurun anahtarı da Allah’a yakın olmaktan geçer.
Rabbim kalplerimizi iman nuru ile doldursun, gönüllerimize huzur versin. Amin.




