featured

Orhan BALCI – Atatürk’ün Emanet Ettiği Gençlik “Görev Başına” !

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Atatürk’ün Emanet Ettiği Gençlik Artık Görev Başına…!

 

Vatanın her köşesinde, her metrekaresinde dökülen kanların bedeli olarak ve imkansızlıklar içerisinde kurulan bir Türkiye Cumhuriyeti…

 

Birlikte bir yakın tarihimize bakalım;

Cepheye mermi taşıyan nenelerimizin azmi,

Gelibolu’da mermisi bitince süngüsünü takarak düşmanı bekleyen askerimizin cesaret ve kararlılığı,

Bunların inanç, azim, cesaret ve kararlılıklar neticesinde kazanılan bir bağımsızlığın zaferi…

ve bu zafer neticesinde “Türk İstiklalini, Türk Gençliğine Emanet Ediyorum.” diyen bir Cumhurbaşkanı vizyonu…

 

Tabii bunlar 1915 – 1925 Türkiye’si idi. İlk olarak bugüne gelelim.
Yıl 2021.
Artık savaş yok.
Fakat ne yazık ki Atatürk’ün emanetine sahip çıkacak gençlikte yok.

 

 

Bu olayda benim görüşüm dahilinde iki sorun var.

1. Sorun: Ülke

 

  • 1971 yılından bu yana milletin önüne geçirilen bir devlet yapısı ve bunun sonucunda zaman ilerledikçe ön plana gelen siyaset.
  • Bunlardan sonra ise yıllar ilerledikçe bu milletin umursanmayarak devletin dahi önüne geçmiş bir siyaset yapısı oluşmuş iken siyasetin de önüne geçirilen bir ticaretin var olması. Yani daha açıkçası 70’li yıllardan bu yana zaman ilerledikçe yıllar geçtikçe oluşan bu durumun neticesi; Devletin çoğu olanağını siyasetten güç alan şahıslar kullanarak, siyaset ile ilgilenmeyen halkın ise minimum yani asgari ücret ile geçinmeye itilmesi.

 

Tabi bu sorunların temelinde geçmişten gelen ve cumhuriyet prensibine aykırı olan sorunlar da var.

Daha yakın geçmişe bakacak olursak:
Dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet SUNAY, 11 Mart 1971 gecesi Genelkurmay’ da dört Generalin aldığı kararı, 12 Mart günü sabahında M.İ.T. Müsteşarı aracılığı ile dönemin Başbakan’ı Süleyman Demirel’e iletmesini söylüyor. Herkesin de anladığı üzere dört Generalin alacağı karar ne yazık ki darbeden başka bir şey olamaz.  1971 muhtırasını hazırlayan 4 General dışında, hiçbir şeyden habersiz halk dışında bu olaylardan etkilenecek bir kişi daha vardı. O kişi ise  %46,55 oy alıp, meclise partisi adına 256 millet vekili gönderip tek başına iktidara seçilen Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı, yani seçim ile Başbakan olan ardından dört generalin isteği üzerine halkın düşüncesi önemsenmeden istifaya zorlanan Süleyman Demirel.

Cumhurbaşkanlığına aday olabilmek için Genelkurmay Başkanı olarak henüz 6 ay görev süresini tamamlamadığından ötürü görevinden istifa ederek 1973 seçimlerine aday oldu fakat birçok nedenden ötürü yeterli oy sağlanamadığından dolayı Faruk Paşa geri çekildi.

Fakat bu seçimde dahi seçimi etkileyen bir asker unsuru vardı. Askerlerin “Ya Faruk Paşa, yada Askeri Darbe” sözleri unutulmadı.

12 Eylül ve sonrasındaki kısa bir süre bu olaylar devam ederken bu olaylar artık meclis nezdinde sıradan olmuştu. Yani olayların artık bir takım askerlerin seçim zamanında Bülent Ecevit gibi, Süleyman Demirel gibi önde gelen üst düzey siyasetçileri hayatı ile tehdit etmesine kadar gittiğinin birinci ağızdan söylentileri de artmıştı.
En sonunda Kenan Evren’in yaptığı darbe ve sürgüne gönderilen parti liderleri. Olaylar artık geri dönülmez bir boyut kazanmıştı. Geçmişten başlayarak artık 12 Eylül’den sonra Türkiye geri dönüşü olmayan bir yola girmişti. İnsanların isteği artık “Yönetime El Koymak” değil, “Yönetimi Ele Geçirmek ve Yönetmek Arzusu” olmuştu ve ne yazık ki darbe bir gelenek olmuştu.
Her yapılan darbe Türkiye’yi ekonomik ve çağa ayak uydurmak açıdan yıllarca geriye götürüyordu. Ortalama 10 yıl süren bu seçim sürecinde iktidar partileri ve askerin yaşadıkları gerilimlerin bedelini ödeyen ne yazık ki sadece halktı. Evlerinde radyolardan asker kontrolündeki TRT’yi dinleyip haber almaya çalışan halk 1990’lı yıllarda başına geleceklerden habersizdi.

Bu meclis ve ülkeyi yönetme rekabetinin sonucunda 90’lı yıllarda artık ne yazık ki ülkeye bir yaptırım olarak yabancı markalara Türkiye kapısı açılmıştı. Üretimden uzaklaşma başlamıştı. Tüp kuyrukları, petrol sorunları, üst üste gelen zamlar ve şuan marketlerde ortalama 3 TL olan margarin bile karaborsaya düşmüştü.

Sonuç olarak yaşanılan bu acı süreçte iktidar olmayı hedefleyen siyasi partiler ve ülkeyi yönetemediğini düşünen, yönetime el koyma çabasında bulunan askerler arasındaki gerginlikler neticesindeki bu “Yönetim Arzusunun” bedelini ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Milleti 1990’lı yıllarını yaşayamayarak ödemiştir.

Evet, Atatürk’ün temellerini attığı Cumhuriyet’te milleti devletten önde tutma politikası zamanla tam tersine dönmeye başlamıştı. “Bir millet vekili maaşı öğretmen maaşını geçmeyecek” vizyonunda başlayan yönetim biçimi buralara geldi.

 

 

2. Sorun: Umursamaz ve Sadece Tüketen Bir Genç Nesil !

 

  • Tekrardan 2021 yılına geri döndüğümüzde ise bu kez olan en büyük sorunumuz “ÜRETİM”.
  • Ülkemizi nasıl iyi bir hale getirebiliriz, ne yapabiliriz veya daha basit olarak kendi geleceğim ile ilgili ne yapmalıyım diyen bir genç nesil yerine;
    Geceleri sabahlara kadar bilgisayar oyunları oynayan ve sabah uyandığında hükümeti eleştirip tekrardan oyunlarına devam eden bir kitle,
    Hayatını sadece sosyal medyaya adamış ellerinden telefonu düşürmeyen ve adeta telefona bağlı yaşayan bir genç kitle,
    Kısa yoldan bir düzen kurabilmek için yurt dışına gitmeyi hedefleyen bir genç kitle,
    Siyasetin gücünü kullanarak çevresindeki insanlara iş olanağı sağlayan ve komisyon ile ilgilenen(Ticaret dilinde: “İş takipçiliği”) bir genç kitle,
    Sadece siyaseti ve hükümeti eleştirerek, fakat aslında bu ülke için hiçbir şey yapmayan, çalışmayan aynı zamanda ve en iyi imkanlara sahip olmak isteyen bir genç kitle,
  • Bunların dışında gerçekten inanan, kendisine bir iş kuran, vergi ödeyen ve işlerinde başarılı olarak üretim yapan bir genç kitle de var.
    Belki de bu işi kuran gençlerin de sermayesi yoktu, fakat inançları vardı.
    KOSGEB gibi devletin sunmuş olduğu avantajlardan yararlanarak inanıp çalışıp bir iş düzeni kurdular. (İnanmayanlar için yakın zamanda birkaç canlı örnek gösterebilirim.)
  • Bunların dışında üniversite okuyan ve aynı zamanda okumuş olmak için okumayan, tam bağımsız bir Türkiye gibi bir hedefi benimseyen öğrenci toplulukları da var. (Örnek olarak Türkiye Gençlik Birliği (TGB) gibi.)
  • Bu sözlerimden sonra belki de beni hükümeti veya devleti savunuyor olarak nitelendirebilirsiniz. Fakat benim hiç kimseyi savunmak gibi bir gayem yok.
    Tam aksine, 82 milyon kişiden oluşan milletin gücünü devlete karşı hissettirmek.
    Bu saatten sonra A İktidarın, B İktidarının bir önemi yok. Geçmişi unutmayacak bir biçimde, tek odağımızın gelecek olması gerektiği kanaatindeyim.
    Benim tek hedefim dış ülkelere hiçbir açıdan bağlı olmayarak üretmek, üretim yapmak.
    Bize emanet edilen ve kolay kazanılmayan bu ülkenin güzelleşmesinde ve büyümesinde bir rol üstlenebilmek.
    Tüketici ve aslında gerçekten çok başarılı, güçlü ve çok zeki olan bu genç nesli üretici bir nesil halinde görebilmek.
  •  Hiçbir şey için geç değildir.
    İnandıktan sonra insanoğlunun başaramayacağı hiçbir şey yoktur.
  • Artık umursamazlığı ve tüketmeyi bir kenara bırakıp görev başına geçme vakti geldi !

 

Orhan BALCI
GHA – Haber Müdürü

1
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Orhan BALCI – Atatürk’ün Emanet Ettiği Gençlik “Görev Başına” !

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Giriş Yap

Güncel Haber Ajans ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin