featured
  1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. İNSAN OLAMADIKTAN SONRA…

İNSAN OLAMADIKTAN SONRA…

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yazan: Mehmet Açık

Bir zamanlar insanlar birbirine önce “insan” olduğu için değer verirdi.

Kimsenin mezhebi, etnik kökeni, yaşam tarzı, inancı ya da siyasi görüşü günlük hayatın merkezine oturmazdı. Çünkü bizi bir arada tutan şey; ortak vicdan, ortak sevinç ve ortak kültürdü.

Bugün dönüp geçmişe baktığımızda aslında neyi kaybettiğimizi daha iyi anlıyoruz.

Bir dönem vardı…

Mahallede bir cenaze olduğunda herkes kapıya koşardı. Düğünde herkes birlikte halay çekerdi. Komşunun çocuğu açsa diğer komşu kendi evladından ayırmazdı. İnsanlar birbirinin kimliğini değil, derdini sorardı.

Mesela Kemal Sunal…

Kaç kişi onun mezhebini düşündü?

Ya da Belgin Doruk’un hangi inanca sahip olduğunu merak etti?

Ayhan Işık, Sadri Alışık, Sami Hazinses…

Onları severken aklımıza ilk gelen şey sanatlarıydı, insanlıklarıydı, gönlümüzde bıraktıkları izdi. Çünkü o yıllarda insanlar birbirine kimlik kartıyla değil, kalbiyle bakıyordu.

Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın ve Hülya Koçyiğit…

Dört yapraklı yonca olarak gönüllerde taht kurarken kimse onların kıyafetiyle, yaşam biçimiyle uğraşmıyordu. İnsanlar onları samimiyetleriyle, sanatlarıyla ve toplumun ortak değeri olmalarıyla seviyordu.

Ömercik ağladığında herkes üzülüyordu.

Ayşecik güldüğünde herkes mutlu oluyordu.

Çünkü gözyaşının dini, tebessümün mezhebi yoktu.

Bugün ise insanlar birbirine önce “Nesin?” diye soruyor.

Oysa eskiden soru çok daha sadeydi:

“İyi insan mı?”

Hulusi Kentmen gibi bir dedesi olsun istemeyen var mıydı?

Adile Naşit’in sıcaklığını özlemeyen?

Münir Özkul’un bakışlarında samimiyet görmeyen?

Kimse onların hangi görüşten olduğunu sorgulamadı. Çünkü insanlıkları her şeyin önündeydi.

Cüneyt Arkın bu milletin kahramanıydı.

Kartal Tibet çocukluğumuzun efsanesiydi.

Ediz Hun, İzzet Günay, Fikret Hakan, Ekrem Bora, Göksel Arsoy…

Onlar bu ülkenin ortak hafızasıydı.

Ve Zeki Müren…

Mirasını Mehmetçik Vakfı’na bırakacak kadar memleket sevdalısı bir sanatçıydı. Kimse onu ayrıştırmadı; çünkü sanatçı olmanın ötesinde gönül insanıydı.

Bugün toplum olarak belki de en büyük kaybımız; birbirimizi insan olarak görmeyi unutmuş olmamızdır.

Eskiden siyah beyaz televizyonlarımız vardı ama hayatlarımız rengârenkti.

Şimdi ise ekranlarımız renkli ama kalplerimiz giderek siyah beyaza dönüyor.

Mahallede herkes birbirinin cenazesine gider, düğününde oynar, acısında susar, sevincinde sarılırdı. Kimse kimsenin kökenini saymazdı. Çünkü aynı bayrağın altında aynı kaderi paylaştığımızı bilirdik.

Lefter Küçükandonyadis bu milletin kaptanıydı.

Niko Kovi ay yıldızlı formayı gururla taşıyordu.

Onları millet yapan şey soyadı değil; bu ülkeye duydukları aidiyetti.

Şimdi kendimize dürüstçe şu soruyu sormamız gerekiyor:

Ne oldu bize?

Neden artık insanları önce kimliğiyle, mezhebiyle, yaşam tarzıyla tanımlıyoruz?

Neden aynı sokakta yaşayan insanlar birbirine yabancı hale geldi?

Oysa hakikat çok basit:

İnsan olamadıktan sonra ne olduğunuzun pek bir önemi yoktur.

Çünkü insanlık kaybolursa; geriye sadece kalabalıklar kalır.

Ama vicdan yaşarsa, millet ayakta kalır.

Bugün yeniden birbirimizi ötekileştirmeden, kırmadan, ayırmadan yaşamayı öğrenmek zorundayız. Çünkü bu toprakları ayakta tutan şey nefret değil; kardeşliktir, merhamettir, vicdandır.

Ve belki de yeniden başlamanın yolu, birbirimize sadece şu soruyu sormaktan geçiyor:

“Sen kimsin?” değil…

“Senin kalbin nasıl bir insan?”

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
İNSAN OLAMADIKTAN SONRA…

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Güncel Haber Ajans ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!