Son yıllarda toplumda en fazla tartışılan kavramlardan biri hiç şüphesiz Türkçülük olmuştur. Kimi çevreler Türkçülüğü yalnızca belirli siyasi kalıpların içine yerleştirmeye çalışırken, bazıları da bu düşünceyi sağ ve sol ekseninde değerlendirme hatasına düşmektedir. Oysa Türkçülük, günlük siyasetin dar koridorlarına sıkıştırılamayacak kadar köklü, derin ve tarihi bir düşüncedir.
Türkçülük; sadece bir ideoloji değil, bir milletin kendi benliğini koruma refleksi, tarihine sahip çıkma iradesi ve geleceğe güvenle yürüyebilme kararlılığıdır. Çünkü bir milleti ayakta tutan yalnızca sınırları değil; dili, kültürü, ortak hafızası, inancı ve milli şuuru vardır. Türkçülük de tam olarak bu ortak ruhun adıdır.
Türk milleti, tarih boyunca büyük badirelerden geçti. Savaşlar gördü, işgaller yaşadı, parçalanmak istendi, yok edilmek istendi. Ancak her defasında onu ayağa kaldıran şey; sahip olduğu milli bilinç oldu. Malazgirt’te, Çanakkale’de, Sakarya’da ve 15 Temmuz’da ortaya çıkan ruh aslında aynı ruhun devamıdır. Çünkü Türk milleti, tarih boyunca birlik olduğunda yenilmez olduğunu göstermiştir.
Bugün Türkçülüğü yalnızca sloganlarla anlatmaya çalışmak büyük eksiklik olur. Gerçek Türkçülük; önce ahlaklı olmak, çalışmak, üretmek, ülkesine faydalı bireyler yetiştirmek, devletine sahip çıkmak ve milletinin geleceği için mücadele etmektir. Bir ülkenin kalkınması yalnızca ekonomik yatırımlarla değil, milli bilinç sahibi nesillerle mümkündür.
Türkçülük; kuru hamaset değil, sorumluluk bilincidir. Bir öğretmenin öğrencisini en iyi şekilde yetiştirmesi, bir askerin vatan nöbetini fedakârca tutması, bir gazetecinin milletin çıkarlarını gözeterek kalem oynatması, bir iş insanının ülkesine yatırım yapması da Türkçülüğün bir parçasıdır. Çünkü Türkçülük sadece sözde değil, davranışta ve karakterde yaşamalıdır.
Ne yazık ki günümüzde küresel kültür baskısı, dijital yozlaşma ve kimlik karmaşası özellikle genç nesilleri kendi değerlerinden uzaklaştırmaktadır. Tarihini bilmeyen, kültürüne yabancılaşan toplumlar zamanla başka milletlerin etkisi altına girer. Bu nedenle Türk gençliğinin kendi tarihini öğrenmesi, diline sahip çıkması ve milli kimliğini koruması hayati önem taşımaktadır.
Türkçülük hiçbir zaman başka milletlere düşmanlık anlamı taşımamıştır. Tam aksine kendi milletini severken diğer milletlere de saygı duymayı esas alır. Çünkü güçlü milletler, özgüven sahibi milletlerdir. Kendi benliğini koruyamayan toplumların başka toplumlara örnek olması mümkün değildir.
Türk dünyasının bugün yaşadığı gelişmeler de Türkçülük düşüncesinin önemini yeniden ortaya koymaktadır. Orta Asya’dan Anadolu’ya, Balkanlardan Kafkaslara kadar uzanan geniş coğrafyada ortak tarih, ortak kültür ve ortak kader bağları hâlâ canlıdır. Bu bağların güçlenmesi; ekonomik, kültürel ve stratejik anlamda Türk dünyasının geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; ayrışan değil birleşen, ötekileştiren değil kucaklayan bir milli şuurdur. Çünkü Türk milleti, içeride birlik olduğu sürece dışarıdan gelecek hiçbir tehdide boyun eğmez. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.
Türkçülük; bir partinin değil milletin meselesidir. Sağın ya da solun değil, ortak vatanın vicdanıdır. Türk milletinin geçmişine duyduğu saygının, bugününe sahip çıkmasının ve geleceğe umutla bakmasının adıdır.
Ve unutulmamalıdır ki; bir millet kendi değerlerini kaybettiği gün yalnızca kültürünü değil, geleceğini de kaybetmeye başlar.
Ali Develi




