Mehmet Açık
Çukurova Kitap Fuarı’na gitmek için yola çıktığımda, aslında karşıma çıkacak manzaradan habersizdim. Fuar alanına yaklaşırken baraj gölünün sularının çekilmiş olduğunu gördüm. Çatlamış topraklarda piknik yapan insanları izlerken, ülkenin sadece iklimle değil, düşünceyle de kuraklaştığını bir kez daha hissettim.
Yağmurların azalması, Toroslar’ın karla örtülmeyen tepeleri, azalan su kaynakları artık birer uyarı değil, günlük hayatımızın çıplak gerçeği. İklim değişikliği bir raporun satırlarında değil, evimizin penceresinden baktığımızda gördüğümüz bir manzara. Gelecek nesilleri kavrulmuş topraklar ve tükenen su kaynakları bekliyor. Ama daha acı olanı şu: Çölleşme yalnızca topraklarımızda değil, zihinlerimizde de hızla ilerliyor.
Kitap Fuarında Çöl Manzarası
Kitap fuarları, bir toplumun kültürel nabzını tutabileceğiniz en özel alanlardır. Fakat bu yıl Çukurova Kitap Fuarı’nda gördüklerim beni hayal kırıklığına uğrattı. İlginin azaldığı açıkça görülüyordu. Ekonomik sıkıntılar bunda önemli bir etken olabilir. Ancak asıl mesele, kitapların artık bir ihtiyaç değil, lüks gibi algılanması.
En kalabalık kuyrukların belediye çadırlarının önünde olması ilk başta beni umutlandırdı. Gençlerin ellerinde kitaplarla beklemesi, kültüre yönelişin işareti gibiydi. Fakat kitapların isimlerine, yazarlarına baktığımda içimi bir boşluk sardı. Çoğu yüzeysel, popüler ama içi boş eserlerdi. Lüks baskılarla sunulmuş, ama kalıcı bir fikri ya da derinliği olmayan “sabun köpüğü” kitaplar…
Oysa birkaç adım ötede, klasik eserlerin ya da köklü yayınevlerinin stantları neredeyse bomboştu. İletişim, Ötüken, İş Bankası gibi yayınevlerinin önünde duran yazarlar, birkaç meraklı dışında kimseyle göz göze gelemiyordu. Bu manzara, yalnızca edebiyatın değil, düşüncenin de çölleştiğini gösteriyordu.
Yüzeysel Bir Nesil mi Yetişiyor?
Arkadaşım, bu manzarayı gördüğünde acı bir tebessümle, “Bu ülkede neden devrim olmadığını şimdi daha iyi anlıyorum,” dedi. Ardından ekledi: “Karl Marx gelse kitaplarını imzalasa, kaç kişi sıraya girer acaba?”
Bu sözler hem ironikti hem de acı bir gerçeği işaret ediyordu. Çünkü gençlerimiz kitap okuyor ama çoğu, zihnini büyütecek, sorgulatacak, derinlik katacak eserlerle değil; günübirlik popülerlik sağlayan, boş metinlerle vakit geçiriyor. Böyle bir nesil, yarının sorunlarını nasıl omuzlayacak?
Çölleşmenin Asıl Tehlikesi
Türkiye, sadece tarım topraklarında değil, düşünce ufkunda da hızla çoraklaşıyor. Plansız sulama, hoyrat tüketim ve iklim değişikliği suyu kuruturken; eğitim politikaları, kültürel yüzeysellik ve popülerlik kültürü de zihinlerimizi kurutuyor.
Kitap fuarında gördüğüm tablo, aslında ülkenin geleceğine dair bir uyarı niteliğinde. Çölleşmeyi önlemek için yalnızca doğaya değil, düşünceye de yatırım yapmamız gerekiyor. Gençleri derinleştirecek, sorgulatacak, ufuk açacak projeler olmadan; kitap, sadece bir tüketim nesnesine dönüşür.
Sonuç: Çölü Yeşertecek Tek Şey
Barajın çekilen suları, aslında bize şunu söylüyor: Eğer değerlerimizi, kültürümüzü ve düşünce dünyamızı sulamazsak, yarın sadece kurumuş topraklarla değil, kurumuş zihinlerle de baş başa kalacağız.
Bu çölü yeşertecek tek şey; düşünceye, bilime ve kültüre yeniden hak ettiği değeri vermek. Ancak o zaman hem toprağımızı hem zihnimizi bereketlendirebiliriz.