Nihal Taş…yazdı
İnsan hayatı, kimi zaman ağır yüklerin, acıların ve kayıpların gölgesinde ilerler. Kimimiz ekonomik zorluklarla, kimimiz ailevi problemlerle, kimimiz de ruhsal bunalımlarla sınanırız. Bazı anlar vardır ki karanlık içimizi öylesine sarar ki, sanki çıkış yolu kalmamış gibi hissederiz. Oysa Rabbimizin rahmeti sonsuzdur, kudreti sınırsızdır. En büyük hata, Allah’tan ümidi kesmektir.
Kur’an-ı Kerim’de bu hakikat açıkça vurgulanır:
“Ey kendi nefislerine karşı aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Zümer Suresi, 53)
Dünya Geçici, Ahiret Sonsuz
Unutmayalım ki dünya hayatı çok kısa, göz açıp kapayıncaya kadar bitecek bir yolculuktur. Asıl yurt ahirettir. Bu yüzden yaşadığımız imtihanlar, geçici bir misafirliğin sınavlarıdır. Bugün bize ağır gelen olaylar, yarın dönüp baktığımızda “iyi ki yaşamışım” diyebileceğimiz derslere dönüşebilir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurur:
“Müminin işi hayret vericidir. Ona bir nimet gelse şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir bela gelse sabreder, bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64)
Demek ki mümin için hiçbir şey boşa değildir. Ya şükürle ya da sabırla her şeyin bir karşılığı vardır.
Günümüzün İmtihanları
Geçmiş çağlarda insanlar kıtlıkla, savaşla, hastalıklarla sınanırken, bugün de modern çağın imtihanlarıyla yüz yüzeyiz. İşsizlik, ekonomik kriz, aile bağlarının zayıflaması, sosyal medyanın oluşturduğu baskılar ve yalnızlık… Özellikle gençler arasında ciddi bir kaygı dalgası var.
Bir gencin sınav stresiyle sabahlara kadar uyuyamadığını, iş bulamayan bir babanın çaresizlikten içine kapandığını, sosyal medyada gördüğü “mükemmel hayatlar” karşısında kendini yetersiz hisseden genç kızların umutsuzluğa düştüğünü görüyoruz. Bu tablo bize gösteriyor ki intihar sadece kişisel bir sorun değil, toplumsal bir yaradır.
Burada hepimize düşen büyük bir sorumluluk vardır. Yakınımızdaki bir gencin yüzündeki mutsuzluğu fark edip hâlini sormak, bir komşunun kapısını çalıp halini hatırını sormak, bir arkadaşımızın sessizliğini görmezden gelmemek… Küçük gibi görünen bu adımlar bazen bir insanın hayatını kurtarabilir.
Kur’an’da Maide Suresi 32. ayette bu hakikat çok çarpıcı şekilde ifade edilir:
“Kim bir canı kurtarırsa, bütün insanlığı kurtarmış gibi olur.”
Umut Kaynağımız
Psikoloji biliminde de sıkça dile getirilir: İnsan, en büyük gücünü “umut”tan alır. Umudu olan insan, en zor şartlarda bile ayağa kalkabilir. Nazi kamplarından sağ çıkan Viktor Frankl’ın şu sözü meşhurdur: “Hayatta kalma nedeni olan insan, her türlü ‘nasıl’a katlanabilir.”
Bizim için bu neden çok daha büyük ve anlamlıdır: Rabbimizin rızasını kazanmak, ahireti kazanmak. İşte bu bilinç, insana en derin sıkıntılarda bile dayanma gücü verir.
Tarihten İlham
Hz. Yusuf’un zindana atıldığında sabırla Allah’a yönelmesi, Hz. Eyüp’ün yıllarca süren hastalıklara sabrı, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Taif’te taşlandığında bile “Allah’ım kavmime hidayet ver, çünkü bilmiyorlar” diye dua etmesi… Bunlar bize şunu öğretir: En ağır imtihanların bile ardında rahmet vardır.
Tarih boyunca nice büyük şahsiyet de benzer yollardan geçmiştir. Mevlana’nın hayatındaki sürgün, Yunus Emre’nin fakirliği, Hacı Bayram-ı Veli’nin yokluk yılları… Hepsi acıların içinden süzülen birer umut ışığıdır.
Son Söz
Sevgili dostlar, belki bu yazıyı şu an karanlığın ortasında okuyan bir kardeşimiz vardır. Belki kalbinin en derininde “artık dayanamıyorum” diyen bir ses yükseliyordur. İşte tam o anda hatırlamamız gereken tek şey şudur: Allah var, gam yok.
O’na yönelin, dua edin, sabredin. Çünkü en karanlık gecenin ardından mutlaka bir sabah vardır. Ve bizlere de düşen, çevremizdeki kardeşlerimize umut olmak, onların yalnız olmadığını hissettirmektir.
Unutmayalım: Bir insanı yaşatmak, bütün insanlığı yaşatmak gibidir.
Ve asla hatırımızdan çıkarmayalım: Allah’ın rahmeti, sıkıntılarımızdan çok daha büyüktür.