Özgür Yargı Derneği Adana İl Temsilcisi, İş İnsanları Lobisi Başkanı
Hasan Basri Hatipoğlu kaleminden
Ortadoğu’da yıllardır süren krizlerin merkezinde yalnızca enerji, sınır ya da güvenlik meseleleri yok. Asıl mesele, korkuların nasıl yönetildiği ve ülkelerin birbirine karşı nasıl konumlandırıldığıdır. Bugün gelinen noktada Doğu Akdeniz ve Ege hattında yaşanan gelişmeler, bölgenin yeni bir büyük jeopolitik gerilim sürecine sürüklendiğini gösteriyor.
Son dönemde özellikle İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve bazı Avrupa ülkeleri arasında artan askeri ve siyasi temaslar dikkat çekiyor. Özellikle Emmanuel Macron yönetimindeki Fransa’nın Atina’ya verdiği açık destek ve Avrupa Birliği içerisinde yükselen “Türkiye tehdidi” söylemleri, bölgede yeni bir cepheleşme ihtimalini tartışmaya açıyor.
Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bölgesel korkuların stratejik araç haline getirilmesi…
Bugün nasıl ki Ukrayna üzerinden Avrupa ile Rusya arasında yıllardır süren yıkıcı bir savaş ortamı oluştuysa, benzer bir senaryonun Türkiye ile Avrupa arasında da kurulmak istendiği yönündeki değerlendirmeler giderek güç kazanıyor. Bu senaryoda ise en kritik aparatın Yunanistan olacağı iddia ediliyor.
EGE VE DOĞU AKDENİZ’DE GERİLİM TESADÜF MÜ?
Son yıllarda Ege’de savaş uçakları arasındaki it dalaşlarının artması, Doğu Akdeniz’de askeri tatbikatların yoğunlaşması ve Güney Kıbrıs çevresindeki güvenlik hareketliliği, yalnızca bölgesel savunma politikalarıyla açıklanamayacak bir noktaya ulaştı.
Özellikle Avrupa Birliği’nin son dönemde gerçekleştirdiği “Kıbrıs’a saldırı senaryolu” tatbikatlar dikkat çekiyor. Senaryolardan birinin NATO üyesi olmayan bir AB ada ülkesine saldırı, diğerinin ise hem NATO hem AB üyesi olan Yunanistan’a yönelik saldırı üzerine kurulması, bölgede psikolojik zeminin hazırlandığı yorumlarına neden oluyor.
Bu noktada birçok uzman, Doğu Akdeniz’de ilerleyen süreçte “örtülü operasyonlar”, “provokatif saldırılar” ve “kontrollü krizler” yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.
KORKULAR ÜZERİNDEN YENİ CEPHELER
Ortadoğu’da yıllarca Arap ülkelerinin güvenlik korkuları üzerinden şekillenen politikaların şimdi Avrupa ve Yunanistan üzerinden Türkiye’ye karşı kullanılmaya çalışıldığı görüşü giderek daha fazla dillendiriliyor.
Özellikle Avrupa kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan “agresif Türkiye” algısı, bazı çevreler tarafından bilinçli bir stratejik yönlendirme olarak değerlendiriliyor. Bu durumun uzun vadede Türkiye ile Avrupa arasındaki siyasi ve askeri ilişkileri daha kırılgan hale getirebileceği ifade ediliyor.
EN BÜYÜK TEHLİKE: PROVOKASYON
Tarihte büyük savaşların çoğu doğrudan değil, provokasyonlar ve yanlış hesaplamalar sonucu başladı. Bu nedenle Ege ve Doğu Akdeniz’de yaşanabilecek küçük bir askeri ya da diplomatik kriz bile çok daha büyük sonuçlar doğurabilir.
Bir savaş gemisi krizi, hava sahası ihlali, faili belirsiz saldırılar ya da terör eylemleri bölgesel tansiyonu hızla yükseltebilir. Böyle bir senaryoda en büyük zararı ise halklar görür.
Bu yüzden hem Türkiye’nin hem Yunanistan’ın aklıselimden uzaklaşmaması gerekiyor. Çünkü savaş senaryolarını yazanlar çoğu zaman bedel ödemez; bedeli her zaman halklar öder.
TÜRKİYE’NİN YÜKSELEN ETKİSİ
Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayi, enerji politikaları ve bölgesel diplomasi alanında attığı adımlar, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte dikkatle takip ediliyor. Ankara’nın artan etkisinin bazı çevrelerde rahatsızlık oluşturduğu açık şekilde görülüyor.
Ancak Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en büyük sınav, askeri güçten çok stratejik sabır olacaktır. Çünkü bölgede kurulmak istenen denklem yalnızca sıcak çatışma değil; uzun süreli siyasi ve ekonomik yıpratma riskini de beraberinde taşıyor.
Bugün Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelere bakıldığında görülmesi gereken gerçek şudur: Bölge yeni bir döneme giriyor. Ve bu dönemde atılacak her yanlış adım, yalnızca ülkeleri değil bütün coğrafyayı ateşe atabilir.




