Ali Develi
Memleketimin güzel insanları,
Her yıl 30 Ağustos’ta yaşadığımız aynı tablo, bu yıl da karşımıza çıktı. Anıtkabir’de, Atatürk’ün manevi huzurunda, Cumhuriyetimizin kurucusunun aziz hatırası önünde slogan atanlar, protesto edenler… Oysa orası bir miting meydanı, bir konser alanı ya da spor salonu değildir. Orası, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin sembolü, milli hafızamızın kalbi, Cumhuriyetimizin banisinin ebedi istirahatgahıdır.
Anıtkabir’in Önemi
Anıtkabir sadece bir anıt değil, Türk milletinin onurunun ve birliğinin sembolüdür. Her adımı, şehitlerimizin kanıyla yazılmış bir destanın hatırlatıcısıdır. Orada atılan her slogan, sadece Atatürk’e değil, aynı zamanda bu milletin tarihine, değerlerine ve ortak hafızasına yönelmiş bir saygısızlıktır.
Sloganların Yanıltıcı Etkisi
Böylesi bir mekânda slogan atmak, “ifade özgürlüğü” olarak savunulabilir. Fakat özgürlüğün bir sınırı vardır; o sınır, başkasının değerine ve hatırasına saygıdır. Anıtkabir’de protesto etmek:
• Atatürk’ün mirasına gölge düşürür,
• Toplumsal birliği zedeler,
• Ortak hafızamıza açık bir darbe indirir.
Atatürk, yalnızca bir komutan değil; bir milletin yeniden doğuşunun sembolüdür. O mirasa sahip çıkmak, geçmişi onurlandırmakla kalmaz, geleceğe de yön verir.
Saygının Asıl Anlamı
Unutulmamalıdır ki Atatürk’ün en önemli vasiyeti “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” sözünde saklıdır. Bu söz, milletimizin özgürlüğünü, hürriyetini ve iradesini temsil eder. Anıtkabir ise o sözün taşlara kazındığı yerdir. Orada yapılan her davranış, doğrudan Türk milletine yapılmış sayılır.
Son Söz
Anıtkabir, bir protesto alanı değildir. Orası milli değerlerimizin, birliğimizin ve egemenliğimizin simgesidir. 30 Ağustos gibi tarihimizin en anlamlı günlerinde yapılması gereken tek şey; sessizlik içinde, saygıyla eğilmek ve şükran duygularımızı dile getirmektir.
Bu milletin onuru, Atatürk’e ve Cumhuriyetimize duyulan sonsuz saygıyla yaşar. Bunu unutanlar bilsin ki; slogan değil, derin bir sessizlik bile bazen en gür çıkan haykırıştır.